23 Ekim 2013 Çarşamba

Küçük Bir Fantezi


Gözlerimi açtığımda ilk kez gördüğüm bir odadaydım. Büyük bir korkuya kapılarak odadan çıktım. Sanırım 3 katlı, çok büyük bir evin en üst katındaydım. Etrafta kimse yoktu. Merdivenlere doğru yönelmişken kapısı aralık duran bir oda gördüm. Kapıyı tamamen açıp odanın içine baktım. OHA dedim.
Robert Downey Jr., üzerinde Darth Maul kostümü, elleri ve ayakları yatağa bağlı, ağzında ağız topu oracıkta bana bakıyor. Yatağın başında duran kırbaçlar ve vücudundaki harp izlerine bakılırsa, birileri, kendisinin kusursuz bedenini hor kullanmış olacak...

Hemen gidip ağzındaki topu çıkardım. Birden sessizce yalvarmaya başladı: " Lütfen daha fazla canımı yakma lütfen ne istersen yapacağım... "


Neler olduğunu anlayamıyordum. Çok şaşkındım.


Robert' a "bence de Darth Maul, Darth Vader' dan daha karizmatik bu arada Sherlock Holmes 1 çok iyiydi, 2 de çok iyiydi ama 1 daha iyiydi."  dedim. Ardından Sherlock Holmes 3' ü ne zaman çekeceklerini sordum.


Birden ağlamaya başladı. " Beni 3 aydır burada tutuyorsun. Herkes öldüğümü zannediyor. Lütfen, beni artık bırak, ne istersen yapacağım ama benim bir hayatım v... " derken ağzına topu tekrar tıkıp odadan çıktım.

Neler olduğunu öğrenmem gerekiyordu...


Bir alt kata inerken, merdivenlerin sonunda, bir hizmetçi duruyordu, kahvaltımı bahçeye hazırladıklarını söyledi. Tamam geliyorum, deyip, etraftaki eşyaları incelemeye başladım. Duvarda Michael Jackson' la birlikte çiğ köfte yaparken çekildiğimiz bir fotoğraf vardı. Bir diğer fotoğrafta Bruce Dickinson ve James Dean ile rakı içiyordum. Başka bir fotoğrafta The Smith üyeleri ile okey onuyorduk.



Bahçeye inip, şaşkınlığımı gizleyerek kahvaltı masasına oturdum. Hizmetçi yanıma gelip: " Bugün için hangi odayı hazırlayalım efendim? " diye sordu. Hiçbir odayı bilmediğim için, bütün odaları gezmek istiyorum, dedim.



Aniden tüm gün ışığı kaybolarak, hava, birden gece oldu. Tam kahvaltı masamın karşısında, dev bir sahne belirdi. Gün ışığını dilediğim zaman, gece ışığına çevirmek, her zaman en büyük hayalimdi. Demek bunu gerçekleştirmiştim...


Karşımda beliren sahneye birden Mazhar Fuat  Özkan çıktı. Hepsinin ayaklarında zincir takılıydı. Diday diday day söylemeye başladılar. Biraz şaşkın, biraz da keyifli bir şekilde kahvaltımı hüpletip bir yandan da Mfö izlerken, Fuat aniden kendini yere atıp şarkıyı yarıda kesti.




- YETER ARTIK BU EZİYETE DAYANAMIYORUZ! BİZ DE TIPKI BRYAN CRANSTON GİBİ ACILAR İÇİNDE ÖLECEĞİZ!!!! dedi.


Hey hey hey sakin ol, o, sadece rol icabı öldü. Sahiden ölmedi ki, dedim.

Nafile dercesine başını salladı. Kolumdan tutup beni bahçenin arka tarafına götürdü. Bacağındaki zincir bütün evi dolaşacak uzunluktaydı.

- BAK BAK ESERİNİ GÖR! dedi.


Orada bir mezar vardı ve üzerinde BRYAN CRANSTON yazıyordu...


Tüm Breaking Bad kadrosunu kaçırtıp, diziyi sadece benim izleyeceğim şekilde, canlı canlı devam ettirmelerini istemişim. Ve final sahnesinde Mr.White' ın gerçekten ölmesine sebep olmuşum...


Fakat.. dedim.. Fakat.. Ben bunları nasıl yapabildim?


- YAKALAYACAKLAR SENİ GÖRECEKSİN YAKALAYACAKLAR, SONSUZA KADAR BU ŞEKİLDE GİTMEY....



Diye bağırırken, arkasından Michael C. Hall geldi ve boynuna bir iğne batırarak Fuat' ı bayılttı.


"Neden yaptın bunu?!" dedim. "Beni buraya seni korumam için sen getirdin, unuttun mu aşkım?" dedi ve koluma girip beni eve çıkardı.


Galiba Dexter' la sevgiliydim. Peki ya o zaman Robert' ın yukarı da ne işi vardı? İşler artık iyice karışmaya başlamıştı.



Michael C. Hall, kendisine Dexter diye seslenmemden rahatsız olmuyordu. Hatta benden biraz korkar gibi bir hali vardı. Beni bir odaya götürdü...


Burası dijital bir stüdyoydu. Benim için hazırlanmış boydan boya meyve, şarap ve türlü yiyeceklerle donalı tahta oturdum. Dexter -"GÖNDERİN!" diye bağırdı.


İçeriden Cenk Durmazel ve Erdem Uygan geldi. İkisi de keyifsiz görünüyordu. Onların da ayaklarında zincir vardı. Dexter, dönüp, BAŞLAYIN, dedi. Ve Cenk Erdem Beyler program yapmaya başladılar. Onlar programa başlayınca, Dexter odadan çıkıp beni yalnız bıraktı. Çünkü olması gereken budur. Cenk Erdem dinlerken yanında biri olunca komik olmaz. Burada, herşey,  benim zevklerime göre işliyordu... Fakat Cenk Erdem Beyler inanılmaz bitkin ve neredeyse bayılmak üzere gibiydiler. Programı durdurup, ne oldu? diye sordum. Erdem kısılmış ve zar zor çıkan sesiyle: - BİZE 102 SAATLİK MUHABBET REKORU KIRDIRDIN... VE BİTTİKTEN SADECE 6 SAAT SONRA TEKRAR PROGRAM YAPMAMIZI İSTİYORSUN... HALA NE OLDUĞUNU MU MERAK EDİYORSUN... dedi.


Gidip biraz dinlenmelerini söyledim. Gece uyurken gelip program yaparsınız ama dinleyerek uyurum, ona göre, dedim.


Dexter geldi... Şafak dün gece kaçmaya çalışıp yakalanmış, ne yapalım, dedi. Şafak kim? diye sordum. Şafak, Şafak Sezer, dedi. IYY dedim ONUN NE İŞİ VAR BURDA BE dedim. Bodruma kapattın onu, sıkıldıkça gidip dövüyorsun, dedi... Derin bir oh çektim...  Yemek vermeyin bir kaç gün, dedim.


Odama çıkmak ve biraz yalnız kalmak istiyordum. Anneme telefon edip, olan bitenler hakkında bilgi almalıydım. Evden pek şikayetçi sayılmazdım fakat neler olduğunu da öğrenmem gerekiyordu.


Yukarı çıkarken Peter Griffin' i gördüm. Peşinden Seth Macfarlane gidiyordu. Peter' ın ettiği her hareketi, o, çiziyordu. Biraz durup bize 2 bira çizmesini söyledim. Peter' la sohbet edip bira içmeye başladık. Sonra Joe ve Quagmire' ı da çizmesini söyledim. Hep birlikte Seth' in çizdiği bir masaya oturup, bira içerek sohbet etmeye başladık. Zamanın nasıl geçtiğini fark etmemişim... Peter, Joe, Quagmire ve ben neredeyse sarhoş olmuştuk... Peter geğirerek alfabeyi sayabileceğini söyledi. Ben de alfabeyi geğirerek ve melodik bir şekilde sayabileceğimi söyleyip bahsi yükselttim. Eğer yapamazsam 100 AYÇA LİRASI vermem gerekecekti. Geğirerek alfabeyi saymaya başlamışken bir an nefesim kesildi ve gözüm karardı...


Uyandığımda her zamanki, sıradan evimdeydim.


Sevgilerimle,

Ayça Çalkoparan