2 Eylül 2012 Pazar

Bunlar Bu Gece Sevişcek!

Gel bebeyim.

Sen, sen, sen ve hatta sen de gel. Bütün sorunlular toplanıp şarap içelim. Kırmızı şaraptan dudaklarımız morarsın. Hem belki alkolün etkisiyle birbirimizden hoşlanıp sorunlu sorunlu çocuklarımızın olduğu güzel bir yuva kurarız... Ama düğün yapmak yok!

Ben her daim eğlenmeyi seven, dengeli, tutarlı, 10 dakikada bir ruh hali değişmeyen insanlar tarafından incelendiğinde, itici, sevimsiz, gudubet bir insan, Allah da belasını versin inşallah kategorisinde bir yapıya sahibim. Neden?

Çocukluğumdan beri düğünler, nişanlar, kınalar, mezuniyetler, tebrikler ve her çeşit mutluluk merasimlerinden nefret etmişimdir. Düğünlerde asla ve asla gecenin başında cicili bicili, tüllü dantelli kıyafetleriyle pistte aptal salak oynayıp, saat biraz ilerleyince masada uyuyan çocuklardan olmadım.


Henüz 4 yaşındayken, annemle babamın <akraba düğünü> teklifini bana sunmaları üzerine, bu konudaki kesin tepkimi ortaya koydum. Dedim ki BEN dedim O DÜĞÜNE GELMEYECEĞİM dedim! BU BÖYLE BİLİNE! dedim. Ben 4 yaşındayken annemle babam bu duruma pek sıcak bakmadı ve ilk düğün tecrübemi yaşamak durumunda kaldım.


Gecenin başında birer hanımefendi, beyfendi olarak salınan kişilerin, saat ilerledikçe çirkin yüzlerini sergilemeye başladıkları bir yer düğün. Yahu sen ilk geldiğinde gayet de sakin bir insandın ne oldu da böyle kan ter içinde kalırcasına göbek atma arzusu geldi birden? Yani o geçiş nasıl sağlandı bünyende? Ben gördüm. Gelinin teyzesi seni göbek atmaya ilk çağıdığında -aa yok ben hiç oynayamam.. dedin, sonra ne oldu, NE OLDU ARKADAŞ? Bana bunu anlatın.


Hep bunu düşündüm... Ve  4 yaşında dahil olduğum düğünün üzerinden geçen 16 yıl boyunca hiçbir düğüne gitmedim. Hiçbir mezuniyetime katılmadım. Kına, nişan, cart curt, ayın gayın, kaf kef  hiçbirine gitmedim işte. Hep babaannem öldü benim. Hep dedim ki, BABANEM ÖLDÜ YASIMIZ VAR MAALESEF KATILAMAM dedim. Arkadaşlarımın, dostlarımın gözlerinin içine baka baka, gözlerimi belerte belerte yalan söyledim.


4 yaşında katıldığım akraba düğünün üzerinden 20 yıl geçtikten sonra, bir takım menfaatlerim uğruna tanımadığım 2 adet insanın evleniyor oluşu şerefine düzenlenen düğün seremonisine, bir arkadaşımın damı olarak katılmış bulundum.


Günler öncesinden planımı yaptım. Kimse bana soru sormadıkça konuşmayacak, bir köşede oturup yemeğimi yeyip içkimi yudumlayacaktım. Yanıma bir kitap alırım belki diye düşündüm ama çantama telefonum bile sığmadığı için alamadım.


Ve ben yıllar sonra, tekrar bir düğündeydim...


Düğünleri sevmememin asıl sebebinin, insanların hanımlıktan-beylikten göbek atmaya geçiş süresiyle doğrudan alakalı olmasıyla birlikte, başka sebeplerin de mevcut olduğunu keşfetmek üzereydim...


Gelinle damat ilk danslarını yaparken onlara bakıp şunları düşündüm...


  -Bunlar bu gece sevişcekler. Kesin düğün bitse de sevişsek diyolardır. Adam da bayaa yorulmuş, belki yarına bırakıp bu gece direkt uyurlar. Ama yok ya ilk gece bi' sevişilir yani. Gidip sorsam mı? Yok ya kadına bak cin gibi kesin sevişir bunlar bu gece. Ama adam yorgunsa? Off... Çok zor...



Zamanla romantik dans müziği yerini göbecikler atma müziklerine bırakınca ise daha bi' dikkatli incelemeye başladım herkesi... Bu düğün denilen şey git gide aklımı karıştırıyordu.. İnsanlar durmak bilmeksizin oynuyorlardı... Göbek atmak dans figürünü her zaman mantıksız bulmuşumdur  ve o an, orada, o mantıksızlığın Allahı yaşanıyordu...


Bir şarkı çalmaya başladı. Şarkıda, Kibariye -Kara gözlü çingenem aşık oldum ben sana, seni çok seviyorum inanmıyorsun bana, güzelim, allah, severim, vallah billah... diyordu.


Aniden göz pınarlarımın dolduğunu hissettim... Bu şarkı beni duygulandırmıştı... İnsanlar bu şarkıda nasıl bu kadar eğlenebiliyordu? Onlara anlam veremedim... Önümdeki rakıyı fondip yapıp, masaya sertçe vurdum... Duygulanıyor oluşumu durdurmaya çalıştıkça Kibariye'nin "İki gelin yan yana oynayabilir misin? Yarim benim sevdama dayanabilir misin?" sözleri yüreğimi dağlıyor ve ağlamamak için kendimi zor tutuyordum...



Tekrar romantik dans edilebilecek nitelikte bir şarkı çalmaya başladı. Bu sefer gelinle damat dinleniyor, düğündeki diğer çiftler dans ediyordu. Az önce çılgın gibi göbek atan insanlar bi' anda yine hanım ve bey olmuşlardı. Bu duruma o kadar sinirlenmiştim ki az önceki duygusallığımdan eser kalmamıştı.


Tekrar hareketli göbek atmalara geri dönüldü. Bu sefer çalan şarkıyı Fatih Ürek söylüyordu. -HOŞ GELDİN YAR YÜREĞİME. BOŞVER BE. ELALEM NE DERSE DESİN. HADİ. HADİ. HADİ..


Göz pınarlarım ıslak, ufuklara bakıyordum.. Bu şarkıya, "eğlendirme amaçlı şarkı" süsü verilmiş ama aslında içinde kocaman bir mutsuzluk, kocaman bir hüzün barındırıyordu...


Artık ağlamanın eşiğine gelmiştim... Bu şarkılar beni çok bozmuştu... Oradan tek başıma uzaklaşıp bi sigara içtim... Kafamdan Fatih Ürek ve Kibariyenin sesi çıkmıyordu... Allahım dedim... Ne de güzel şarkıymış ki onlar öyle dedim... Aşk denen şeyi ne kadar yalın ele almışlar dedim... Allahım dedim. Ben neden aşk denen şeyi elime alamıyorum dedim... Bi elime alsam dedim.. Hiç bırakmayacağım... dedim.. Allahım... Türkçe ne kadar esnek bir dil dedim... Dedim ki bak dedim, insanlar evleniyor bulmuşlar eşlerini dedim. Bu yaşa geldim tık yok dedim. Ben meğer ne kadar yalnızmışım dedim. Adeta bunalıma girmiştim... Hayatımı en baştan sorgulamıştım tek sigara içimlik zamanda...


Tekrar düğüne geri döndüm.. Etrafta fazla kimse oynamıyordu artık.. Gözüm gelinle damadı aradı göremedim... İçimden, bence dayanamadılar tuvalette sevişiyolar, diye geçirdim.


Artık bu duygu geçişlerine daha fazla tahammül edecek dermanım kalmamıştı. Gelinle damadın sevişip sevişmeyeceklerini mi merak edeyim, kendi derdime mi yanayım? Yanayım yanayım... Ateşlerde yanayım... O kırmızı dudağından bir öpücük alayım... diye bi' şarkı çalmaya başladı ve gözlerimin tekrar dolmasıyla arkadaşıma hadi artık gidelim buradan dedim. Ve eve gelip tek başıma o 3 şarkıyı dinleyerek içmeye devam ettim... Hayatımda tek türkçe pop ve fantazi dinleyerek içtiğim gece de o gecedir.



Ya insanlar yanlış şeylerde eğleniyor ya da ben yanlış şeylerde duygulanıyorum. Cevap her ne olursa olsun çoğunlukla aynı psikolojiyi yaşayamıyorsan, düğünler sıkıntı. Mezuniyetler saçma, büyüyor olmanın göstergesi. Özellikle eğlenmek için düzenlenmiş bir gece, diktatörlükten başka hiçbir şey değil. Sen bana bir şeyi özellikle yap dersen ben onu yapmam. Çünkü beni ben de anlayamıyorum.


Gel bu sorunlular toplantısında birbirimize aşık olup, kimseye haber vermeden evlenelim. Kot pantelonla. Kimse o gece sevişceğimizi anlamasın. Kim bilir belki Kibariye'de sarılıp dans ederiz.


Sevgiler,

Ayça Çalkoparan

Ayçal da derler.


Bu 09.02.2012' de yazılmış bir yazıdır. Hiçbir hakkı saklı değildir. Ne isterseniz yapabilirsiniz.