5 Mayıs 2012 Cumartesi

İbretlik Travma



Herkesin hayatının bir dönüm noktası vardır muhakkak. İnsan bi olay yaşar ve ondan sonra hiçbir şey asla eskisi gibi olmaz. Sizlere tertemiz kalbimin, en saf duygularımın nasıl incitildiğini, beni bir şeytana, bir canavara dönüştüren o "hayatımın dönüm noktası" dediğim olayı anlatacağım. Duygulanacak, okuduklarınıza inanamayacaksınız, belli bir süre etkisinden kurtulamayacağınız ibretlik bir hayat dersidir bu.

Ben çocukluğumu 90'larda yaşadım. Evet hala çıtırım. Ama konumuz bambaşka. Benim yaşlarımda olanlar bilirler, 90'larda çocuk olan birinin, o dönem, sanatla tek bağlantısı "Kral Tv" ve "Trt'deki Bob Ross" yayınlarıdır. Başka hiç bir seçeneğin yok. Anneyle baba-nın, gerçek sanatla içli dışlı olma saatleri hep sen uyuduktan sonraya denk geldiği için, atari, lego, taso ve çizgi filmden sıkıldığın an televizyonun dibine oturup Kral Tv'deki o klipleri izlemek zorundasın. Öyle yapardık abimle.

Abim tam bir "Burak Kut" tutkunuydu. Burak Kut'un tarafını seçen abimin, çok geçerli bir sebebi vardı. "SAÇLARI". Burak Kut ve abimin saçları birebir aynıydı. İkisinin de havaya dikilmiş, ne çok kısa- ne çok uzun, her gün itina ile jölelenen, kirpi gibi saçları vardı. Kral Tv'de "BENİMLE OYNAMA SÖYLEDİM SANA ŞANSINI ZORLAMA UĞURLAR OLSUN!!" klibi çıktığı zaman, abimin karşıma geçip, büyük zafer kazanmış gibi şarkıya eşlik ederken bir yandan da şarkı sözlerini, vücudunun her uzvuyla tasvir eden dansı hala gözümün önündedir.

Benim tercihim ise "ÇELİK" ti. Çelik'i seçmem için benim de büyük bir sebebim vardı. "SAÇLARIM". İkimizin de omuz hizasından daha uzun saçları vardı ve alnımız hizasında bandajlar takardık. Kral Tv'de onun klibi çıktığı zaman, zafer çığlığı atma sırası bana geçerdi. Abimin karşısına geçip, tıpkı onun klibinde yaptığı gibi bacaklarımı açarak "ATEŞTEYİM ATEŞTE ATEŞTE AKLIM GİTTİ BİR KIZA İŞTE HAYIR MI ŞER Mİ BİLMEM AMA ATEŞTEYİM BEEN ATEŞTEEE DUMKAĞA KAKAĞA KA DUMKAĞA KA KAĞA KA" şeklinde şarkıyı haykırarak dans ederdim. Bir yandan da evi serinletmek için kullandığımız pervanenin karşısına geçer saçlarımı savururdum.
                  
Evimizde kıyasıya bir rekabet söz konusuydu. Burak Kut mu daha yakışıklıydı yoksa Çelik mi? Bence tabi ki Çelik dünyanın en yakışıklı erkeğiydi. Üstelik şarkıları bana hitap ediyordu. Çünkü o "KOMŞU KIZIIIĞIIII UFFF OLURSUN OOOOFF" diye şarkılar yapıyordu. Şarkı söyleme uslubundaki, kelimelerin sonuna getirdiği -ğuuu-ğııııı eklentileri aklımı başımdan almaya yetiyordu. Uzun saçlarıyla başımı döndürüyor ve onu ölümüne savunmam için yeterli sebep teşkil ediyordu. Çünkü o yaşta bi erkeğin saçlarını uzatması çok ilginç bir şeydi. Adeta gözümde dünyanın en çılgın insanıydı Çelik. Rüyalarımda saçlarına dokunuyor, Çelik'e saçlarını ne kadar çok sevdiğimi anlatırken bir yandan da ona saç bandajlarımı gösteriyordum. O da bandajlarımı çok beğeniyor ve birlikte Ferdicilik oynamaya koyuluyorduk (FERDİCİLİK'ten daha önceki yazılarımda bahsetmiştim) Abim ise aşağıda paylaştığım reklamı referans göstererek -Burak Kut yakışıklı olmasa reklamlarda oynatmazlar- şeklinde bir savunma yapıyordu. Çelik hiç bir reklamda oynamamıştı ve ben bu yüzden kahroluyordum.

Boş zamanlarımızda abimle karşılıklı olan yataklarımıza yatıyor ve walkmanlerimizden kaset dinliyorduk. En fazla on dakika sonra ise kimin daha güzel şarkılar yaptığına dair tartışmalar startını veriyor, sözlü tartışmalar yerini fiziki müdahalelere bırakıyordu. O benim saçımı çekiyor, ben onu ısırıyor, o kafama vuruyor, ben onu çimdikliyor bir yandan da -ÇELİK + HAYIR BURAK KUT -ÇELİK + BURAK KUUUUT!! -ÇELİİİİK... diye uzayıp giden savaşlar veriyorduk. Bazen bu savaşımıza muhabbet kuşumuz olan Fiko'yu da katıyor ona Çelik ya da Burak Kut dedirtmeye çalışıyorduk. O ise bizi pek sallamamasına rağmen omzumuzdan hiç inmiyor sessiz sakin bizi izliyordu.



Çelik uğruna verdiğim savaşlar esnasında çıkardığım rahatsız edici ve gürültülü sesler dolayısıyla az ceza almadım annemden. Tuvalette duvara yaslanmadan ve ayak değiştirmeden tek ayak üstünde beklemek,  tv izleme ve  atari oynama yasağı, oyuncaklarıma el koyulması, walkman dinleme yasağı, akşam saat 7'de uyumak zorunda bırakılmak, sofra toplama cezası ve niceleri...


Zaman ilerliyor ve ben yavaş yavaş büyüyordum. Ama Çelik yeni şarkılar çıkarmaya devam ediyordu. Hep sevmeye devam ettim Çelik'i. Bizimki gelip geçici bir heves değil ölümüne bir tutkuydu. Çelik şarkılar çıkarmaya devam ediyordu ama Burak Kut'tan ses soluk kesilmişti. Artık şarkılar yapmıyordu. Şampiyonun kim olduğu belliydi. Ve Çelik artık abimin de saygı duyduğu bir şarkıcıydı.

Uğruna büyük mücadeleler verdiğim Çelik'in üstünlüğünü kabul ettirmiş gibiydim... Ve yıllar geçti...

Artık liseli bir kızdım, müzik zevkim büyük bir değişim göstermişti ama gene de geçmişime saygı duyuyordum. Okulum Beyoğlu'nda olduğu için ders harici kalan zamanımın çoğunluğunu Beyoğlu'nda geçiriyordum. Lise hazırlıkta olduğum sene gene bir gün, okul çıkışında kuzenimle buluşmuş, sinemeya gitmek üzere İstiklal'de yürümeye koyulmuştuk. İstiklal her an her çeşit ünlüyle karşılaşılabilecek bir yerdir, hepimiz biliriz. Tünel'in oralardan meydan istikametine doğru ilerlerken, karşıdan gelen sarı gözlüklü birini gördüm. Onu gözüm biryerden ısırıyordu. Yaklaştıkça anladım ki, o BURAK KUT'tu. İstemsiz bir şekilde -Aaa Burak Kut... demiş bulundum. Kendisi çocukluğumun geniş bir kısmını savaşarak geçirmeme sebep olmuş bir insandı. Şaşırmamak olmazdı...  Bunu duyan Burak Kut, içten ve samimi bir gülümseme ile -Selamlar nasılsınız? dedi. Kuzenim selamına karşılık verirken ben sessiz kalmayı tercih ettim. Onca sene savunduğum Çelik'e ihanet edemezdim.

Bu karşılaşma yaşandıktan tam olarak 1 buçuk gün sonra gene Beyoğlundaydım ve yanımda gene kuzenim vardı. Bu olayın yaşandığı yer ise tam olarak Megavizyon'un önüydü. Kuzenimle Megavizyon'dan çıkıyorduk. Tam adımımı İstiklal'e atmış, Meydan istikametine doğru yönelmiştim ki ne göreyim?!! Karşımda Çelik!! Aman Allahım... Bu bir rüya olmalıydı. Artık saçları kısaydı. Nasıl kıymıştı o güzelim saçlara. Ama  her şeye rağmen tam olarak 10 cm önümdeydi ve 10 saniyelik bir zaman diliminde bütün hayatım değişmek üzereydi. Çelik'i görür görmez önünde durdum ve dudaklarımdan sadece -ÇELİK!! ismi dökülebildi. Buna karşılık önünde durduğum için, bana -ÇEKİL DE GEÇEYİM!! şeklinde bir cümle kurmuştu... İşte o an bütün dünyam alt üst oldu. Bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı... Adeta bütün çocukluğum gözlerimin önünde yanıp kül olmuştu... Ardına bile bakmadan cılız ve savunmasız bedenimi bir kenara atarak yoluna devam etmişti. Duyduklarıma inanamamıştım. Ortada o kadar yaşanmışlık varken Çelik bana bunları nasıl söyleyebilmişti? Kuzenimle birbirimize baktık, sustuk ve bu olay hiç yaşanmamış gibi davrandık. Kuzenim benim hüznüme saygı duyuyor ve matemime müdahale etmeden kendi kendime atlatmamı bekliyordu. Bundan hiç kimseye bahsetmedik.

O günden sonra erkeklere asla bir daha güvenemedim... Yaşadığım travmayı atlatmam zaman aldı... Çelik artık benim için ölmüştü... Şiddete meyletmiştim... Bir daha kimseye duygularımı belli etmeyecek, kendimi koruyacak, beni incitmelerine izin vermeyecektim...

Yıllar yıllar geçti... Artık Üniversiteliydim... 2. senemde Bir cumartesi akşamı evde otururken telefonum çaldı. Arayan kuzenimdi. "Bu akşam Beyoğlu Xlarge'ta 90'LAR GÜNÜ, Burak Kut konseri var ikimiz için yer ayırttım gelirsin değil mi? " dedi. "GELİRİM" dedim. O akşam Burak Kut'un 90lardaki şarkılarıyla eğlendik. Keyifliydi.